

5. Aşağıdaki parçayı okuyunuz ve soruyu cevaplayınız. Nesir az çok benim de elimden geldiği için midir nedir, kabul edemiyorum şiirden güç olduğunu. Hem dikkat edin, nesrin şiirden güç olduğunu söyleyenlerin çoğu; hemen hemen hepsi yalnız nesir yazan kimselerdir. Şiir söylemeye uğraşmış, başaramamışlardır. Onu kötüleyecekler, hiç olmazsa hafifseyecekler, yetişemedikleri ciğere pis diyecekler ki koltuklarını kabartabilsinler. Kişioğlu övünmekten geçebilir mi hiç? Ama büsbütün de yanlış mı onların dedikleri? Şiir söylemek, iyi şiir söylemek gerçi çok güç bir iştir; ben çok özendim iyisini değil şöyle orta hâllisini bile söyleyemedim. Şiir güç ya şair olmak, şair geçinmek o kadar değil. Şair duygusunun, düşüncesinin cılızlığını ve bayalığını vezinle, kafiyeyle, ahenkle örtebiliyor; şair olduğu için birçok kusuru bağışlanıyor. O kusurlar, nesirde daha çok göze çarpıyor. Ben otursam da boyuna bülbülü, gülü anlatsam çekilir mi? Şairler, nice yüzyıllardan beri hep onu söylüyor, gene de seve seve okuyanlar bulunuyor. Parçayı aşağıda verilen yönergeye göre kısa bir hikâyeye dönüştürünüz. YÖNERGE: Hikâyeniz; 1. Metnin ana düşüncesini yansıtmalı, 2. Yapı unsurlarına (olay örgüsü, kişiler, mekân, zaman) yer vermeli, 3. Serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşmalı, 4. Uygun anlatım biçimleri ve düşünceyi geliştirme yollarını içermeli, 5. Yazım ve noktalama kurallarına uygun olmalıdır.
MEB’in resmi çözümünü göster

5. Doğru Cevap: Yönergedeki maddelerin her birini sağlayan cevaplar, doğru cevap kabul edilip aşağıdaki puanlamaya göre 25 tam puan verilecektir. Hikâyenin; 1. Metnin ana düşüncesini yansıtması (6p), 2. Yapı unsurlarına [olay örgüsü (1p), kişiler (1p), mekân (1p), zaman (1p)] yer vermesi (4p), 3. Serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşması (5p), 4. Uygun anlatım biçimleri ve düşünceyi geliştirme yollarını içermesi (5p), 5. Yazım ve noktalama kurallarına uygun olması (5p). Örnek Doğru Cevap: O gün bu küçük toplantı odasının puslu camları ardında, Ferhat’ın sesi her zamankinden daha yüksek çıkıyordu. Karşısında oturan, son dönemde çıkan “İhtiyar İstanbul” denemeleriyle nam salmış Nâzım, çayını yudumlarken yüzünde hafif alaycı bir tebessüm taşıyordu. Ferhat, elindeki yıpranmış kâğıt tomarını masaya vurdu: “Söylüyorum sana Nâzım, nesir şiirden güçtür diyenler; sadece koltuklarını kabartmak isteyenlerdir. Dikkat et, bunların hepsi şiir söylemeye yeltenmiş, başaramamış mürekkep yalayıcılardır. Yetişemedikleri o yüce ciğere pis demekten başka ne gelir ellerinden?” Nâzım, gözlüğünü düzeltti. “Belki de öyledir Ferhat.” dedi usulca. Sesi, Ferhat’ın yüksek perdesinin aksine okşayıcı ve derindi. “Lakin ben otursam da boyuna bülbülü, gülü anlatsam o bayalığı kim bağışlar? Benim düşüncem nesirde açıktır. Vezinle, kafiyeyle, ahenkle örteceğim nakışlı bir perdem yoktur.” Ferhat’ın yüzü kızardı. Kendisi de nice zamandır en cılız hislerini, en bayat düşüncelerini on dörtlü hece vezninin ihtişamına sarıp sarmalıyordu. Eğer şiir kolay olmasaydı o zaman neden herkes güle ve bülbüle sığınıyordu? Oysa Nâzım, en sıradan gözlemi bile yalın, keskin bir cümleyle öyle bir kesiyordu ki okuyucunun ciğeri sızlıyordu. O akşam Ferhat, yorgun bir ruhla masasına oturdu. Nâzım’ın sözleri, vicdanının sesi gibi peşini bırakmıyordu. “Madem nesir bu kadar zor ve samimiyet istiyor, bir de ben deneyeyim.” diye düşündü. “Yıllardır o ahenkle gizlediğim hakikat neymiş, görelim.” Kalemi eline aldı. Şöyle bir cümle kurmak istedi: “Bu gece hava soğuktu ve ben yalnızdım.” Basit. Yalın. Ama kâğıdın üzerinde öyle iğreti, öyle boş duruyordu ki… Vezin ve kafiyenin şatafatına alışmış zihni, buz gibi apaçık bir gerçeğin karşısında şaşkına dönmüştü. Hissizliği, düşüncesinin sığlığı, bütün çarpıcılığıyla o birkaç kelimenin ardında sırıtıyordu. O anda anladı ki yıllardır örtmek için didindiği “ciğerin pisliği” vezinle değil ancak samimiyetle yıkanabilirdi. Ve o samimiyet, onun kaleminden nesre dökülecek kadar güçlü değildi. Kâğıdı buruşturup yere attı. Nefesi daraldı. Sonra elini uzattı, içinde "gül" ile "bülbül" geçen ve üzerinde günlerdir çalıştığı son şiir taslağını masanın köşesinden aldı. “Oysa ahenk… O ahenk ne güzel örter.” diye fısıldadı. Ve kendini yeniden, mısraların güven veren aldatıcı ritmine bıraktı. Çünkü bilmekten korktuğu şey, şiirin değil bizzat kendi duygularının ne kadar zayıf olduğuydu. Şair geçinmek, duygularının üstündeki perdeyi kaldırmaktan kolaydı. Yanlış Cevap: Yönergede yer alan maddelerin hiçbirini karşılamayan ilgisiz cevaplar yanlış cevap olarak kabul edilecektir.